cenabet kardeş
eleştirmeyi ve imha etmeyi seviyorsun anladığım kadarıyla
burada ona, yiyemeceği yarrağın altına yatmak denir.
ancak sorun şu ki
insan bunu, son adan yarrağı görünce fark eder.
ona ihtyacını verdim diyorsun. sen sadece onu kendine bağımlı kılmışsın.
ve tam olarak bağlandığında da, bağını kopararak daha büyük bir yıkımın ortasına bırakmışsın
oysa iyileşme, tam o bağlantı kurulduğunda başlar. sen ise ters-iyileşme tetikmeye çalışıyorsun.
ağlayan çocuğu döverek iyileştirmek de bir metodtur. ancak bu senden ölene kadar nefret etmesine sebep olabilir.
ki bana göre sen daha kötüsün yapmışsın.
"... bir ihanet değildi." diyerek kendini, kendine karşı aklamaya çalışıyorsun.
seni vicdanınla başbaşa bıraksam da bir şey değişmeyeceğini biliyorum.
yapılması gereken, sana da aynı tarifenin uygulanması. o zaman suda çıkmış balığa döndüğünde
şeytanların seni yok etmeye başlayacaklar. onlara karşı böyle direnemeyeceksin.
rasyonelleştirmelerin bir işe yaramayacak. ve işte o zaman, neyi neden yaptığını anlamak zorunda kalacaksın.
boğulma analojin mantık hatalarıyla dolu. bunu görmek zor değil. daha iyisini bulabilirdin.
karşı tarafın içsel çelişkileri ya da hatalı çözümlemeleri/rasyonelleştirme çabaları seni haklı çıkarmaz. konuyu saptırıyorsun.
kırık ayna metaforun felsefi bir derinlik barındırıyor. bunu beğendim.
"çünkü insan, ancak güvendiği dağlara kar yağdığında kendi içindeki ateşi yakmayı öğrenir." büyük konuşuyorsun ve bunun üstüne bir şey söylemek zor. ama hayal kırıklığı olduğunu kabul etmen bir erdem. ve karşı tarafın kızgın, kırgın ve "özgür" yani, terk edilmiş demek istiyorsun sanırım bu deyişinle, bıraktığını kabul etmen de yine içsel bir hesaplaşmanın çıktıları sanırım.
neyin önemli olduğuna sen karar veremezsin. herkes, kendisi için neyin önemli olduğuna karar verme hakkına sahiptir.