kapasite meselesi...
bazı zihinler, kaldıramayacakları yükün altına girmeye çok heveslidir.
o yükün altında ezilirken çıkardıkları sesi "kutsal bir çığlık" sanırlar.
oysa o ses, sadece kemiklerin çatırdama sesidir.
ona "mentor" lazımdı, ben de o kostümü giydim.
ona bir "gölge" lazımdı, ben de ışığı kestim.
ama oyunun bir yerinde durmak gerekir.
çünkü sen ne kadar rol yaparsan yap, karşıdaki o rolü "hakikat" sanmaya başladığında, o oyun artık bir eğitim değil, bir işkenceye dönüşür.
onun işlemcisi bu yazılımı kaldırmadı.
ısındı, fanları son devirde dönmeye başladı ama ekrana görüntü gelmiyordu (güldüm).
o perdeyi indirmem, o "mentor" maskesini çıkarıp "kral çıplak" demem bir ihanet değildi.
o; boğulmakta olan birine,
tutunduğu o sahte tahtayı elinden alıp "kendi kollarınla yüz" demekti.
takıntılarını "tutku", çaresizliğini "arayış" sanıyordu.
ben o aynayı kırdım ki, kırık parçalarda kendi gerçek yüzünü görsün.
ona verdiğim en büyük ders,
öğrettiğim teknikler değil; onu hayal kırıklığına uğratarak tek başına bıraktığım andı.
çünkü insan, ancak güvendiği dağlara kar yağdığında kendi içindeki ateşi yakmayı öğrenir.
artık özgür.
kızgın olabilir, kırgın olabilir.
önemi yok.
önemli olan; artık bir başkasının gölgesinde değil, kendi güneşinin altında yanacak olması.
yolu açık olsun ,salla babuş, mimiksiz güldüm.
cenabet kardeş
eleştirmeyi ve imha etmeyi seviyorsun anladığım kadarıyla
burada ona, yiyemeceği yarrağın altına yatmak denir.
ancak sorun şu ki
insan bunu, son adan yarrağı görünce fark eder.
ona ihtyacını verdim diyorsun. sen sadece onu kendine bağımlı kılmışsın.
ve tam olarak bağlandığında da, bağını kopararak daha büyük bir yıkımın ortasına bırakmışsın
oysa iyileşme, tam o bağlantı kurulduğunda başlar. sen ise ters-iyileşme tetikmeye çalışıyorsun.
ağlayan çocuğu döverek iyileştirmek de bir metodtur. ancak bu senden ölene kadar nefret etmesine sebep olabilir.
ki bana göre sen daha kötüsün yapmışsın.
"... bir ihanet değildi." diyerek kendini, kendine karşı aklamaya çalışıyorsun.
seni vicdanınla başbaşa bıraksam da bir şey değişmeyeceğini biliyorum.
yapılması gereken, sana da aynı tarifenin uygulanması. o zaman suda çıkmış balığa döndüğünde
şeytanların seni yok etmeye başlayacaklar. onlara karşı böyle direnemeyeceksin.
rasyonelleştirmelerin bir işe yaramayacak. ve işte o zaman, neyi neden yaptığını anlamak zorunda kalacaksın.
boğulma analojin mantık hatalarıyla dolu. bunu görmek zor değil. daha iyisini bulabilirdin.
karşı tarafın içsel çelişkileri ya da hatalı çözümlemeleri/rasyonelleştirme çabaları seni haklı çıkarmaz. konuyu saptırıyorsun.
kırık ayna metaforun felsefi bir derinlik barındırıyor. bunu beğendim.
"çünkü insan, ancak güvendiği dağlara kar yağdığında kendi içindeki ateşi yakmayı öğrenir." büyük konuşuyorsun ve bunun üstüne bir şey söylemek zor. ama hayal kırıklığı olduğunu kabul etmen bir erdem. ve karşı tarafın kızgın, kırgın ve "özgür" yani, terk edilmiş demek istiyorsun sanırım bu deyişinle, bıraktığını kabul etmen de yine içsel bir hesaplaşmanın çıktıları sanırım.
neyin önemli olduğuna sen karar veremezsin. herkes, kendisi için neyin önemli olduğuna karar verme hakkına sahiptir.
senin "vicdan" dediğin o mekanizma; sürünün dağılmasını önlemek için sisteme kodlanmış bir korku frekansıdır.
sen o frekanstan konuşuyorsun, ben ise sinyalin kesildiği yerden.
"yiyemeyeceği yarrak" gibi avam tabirlerin,
senin bilinçaltındaki o "güç ve tecavüz" korkusunu ele veriyor.
sen hayatı "ezmek ve ezilmek" olarak algılıyorsun.
ben ise "dönüşüm" olarak algılarım.
bir tırtılın kelebek olması için, o kozanın vahşice yırtılması gerekir.
sen yırtılma sesini "şiddet" sanıyorsun, ben "doğum" diyorum.
tırtıla merhamet edip kozayı dışarıdan kesersen, o kelebek asla uçamaz; kanatları gelişmez ve ölür.
benim yaptığım, ona o kozayı kendi tırnaklarıyla yırtması gerektiğini,
aksi takdirde o karanlıkta boğulacağını göstermekti.
bağımlılık mı?
o zaten kendine, korkularına, konforuna bağımlıydı.
ben sadece uyuşturucusunu kestim.
yoksunluk krizi geçiriyor diye doktora katil denmez evlat.
"şeytanların seni yok edecek" demişsin...
(mimiksiz güldüm)
insan, tanımadığı misafirden korkar.
ben o bahsettiğin şeytanlarla,
o karanlık suretlerle her gece aynı masada oturup senin gibilerin 'iyilik' adı altında yaptığı o yumuşak cinayetleri izliyorum.
karanlık, karanlığı boğamaz.
ateş, ateşi yakamaz.
senin rasyonel aklın, benim kaosumu çözümleyemez.
sen kıyıda durmuş, fırtınanın matematiğini yapmaya çalışıyorsun.
kağıtların ıslanır, mürekkebin dağılır.
ona "ihtiyacını" verdim.
ve o ihtiyaç; 'kimseye ihtiyacı olmadığını' en sert yoldan öğrenmesiydi.
bu dersin bedeli ağırdır, ama diploması ölümsüzlüktür.
sen vicdanınla oyna, beni izlemeye devam et.
belki bir gün o aynada, kurtarmaya çalıştığın kurbanın aslında kendin olduğunu fark edersin.
salla.