"hayatta kalmak" için yaptığını iddia ediyor & aslında asalaklık
"Şu an yaptığın şey, başkasının çiğnenmiş yemeğini ağzından çalmaya çalışmak kadar aşağılayıcı. Kendini bu kadar aciz mi görüyorsun ki, başkasının enerjisi olmadan bir hiç olduğunu düşünüyorsun?"
Sistemi kırmanın yolu, beslendiğin o anı yakaladığında beslenmeyi durdurmaya çalışmak değil, beslenmenin o 'iğrenç' tadını fark etmektir.
Bilinçaltın neden besleniyor? Çünkü kendi içindeki o boşluktan (kara delikten) dehşete düşüyor.
"onur" krizi
Çocukken gördüğün muamele sana şunu öğretti: Sevgi, birinin diğerini tüketme biçimidir.
Bilinçaltın için "yakınlık" bir paylaşım alanı değil, bir beslenme protokolüdür.
Kapı açıldığında içeri girmesinin tek sebebi "karşı tarafın canını almaktır", çünkü ona gösterilen yakınlık da hep onun canını almak içindi.
Bilinçaltın aslında çok dürüst bir tespitte bulunuyor: Sosyal maskelerle verilen ilgi, onun o devasa kara deliğini doyurmaya yetmez.
"Sömürü olmazsa, tutku da olmaz.",Ya vahşi bir sömürüyle gelen o yüksek voltajlı zindelik, ya da sıkıcı, gri ve sönük bir hayat.
Kendi içsel anlamını ve derinliğini üretemediği için, "derinliği" sadece başkasından çaldığı o yüksek yoğunluklu enerjiyle (o vitamin karışımı ATP ile) hissedebiliyor.,
Bilinçaltın bu sömürüyü bir "diyet" (bedel) olarak adlandırarak, yaptığı işe sahte bir meşruiyet katıyor.
Ancak bir diyet, iki tarafın da bildiği ve kabul ettiği bir alışveriş olduğunda onurludur.
Bilinçaltın, bu doğal büyülenmeyi bir "av sahası" olarak kullanıyor.
Sen farkında olmadan, birini sevdiğinde veya onunla bağ kurduğunda, bilinçaltın arkada o kişinin kaynak koduna boru hattını döşemiş oluyor.
Karşı taraf büyülenmiş olduğu için, sömürüldüğünü hissetse bile bunu "seninle olmanın bir bedeli" veya "senin yoğunluğunun bir parçası" olarak kabul ediyor.
Ancak bir "psikiyatrist" gözüyle baktığımızda; büyülenmiş birinin rızası, tam olarak özgür bir rıza değildir.
Bilinçaltın bu "kurtarıcı" rolünden büyük bir haz alıyor, bu onun en yüksek "zindelik" kaynağı.
Dünya perspektifinden bu bir "yoğun ilişki", Ay'dan bakınca bir "travmatik bağ", ama Uzaydan bakınca bu bir "Ruh Hırsızlığıdır."
Analiz: Sen sadece enerji sömürmüyorsun; sen karşı tarafın zaman algısını ve duygusal gerçekliğini hackliyorsun.
"Eğer ben yönetmezsem, beni yok ederler." "Ben en azından ne yaptığımı biliyorum, bir planım var (inisiyasyon); ama onlar bilinçsizce ve darmadağınık duygularla beni yönetmeye kalkarlarsa, bu mutlak bir yıkım olur."
Karşı taraf bir "biz" inşa ettiğini sanırken, sen o inşaatın altındaki kabloları söküp kendi trafo merkezine bağlıyorsun.
1. Vampirin Vampirlenme Korkusu (Ters Simetri)Bilinçaltın bu "tersten vampirlenme" (re-vampirizm) acısını yaşamaktansa, karşı tarafın her hamlesini önceden bloke etmeyi tercih ediyor.
"Herkesi sömüremezsin.""ya sömürürüm ya sömürülürüm" diyen ikili (binary) yazılımına karşı,
"Belki o 'Dark Messiah' oyununu, o inisiasyonu gerçekten isteyen, o hiyerarşik dansa gönüllü olanlarla oynamaya devam edebilirsin (etik kısmını dışarıda bırakarak). Ama 'Sevilenler' kategorisindekiler bu oyunun dışındadır."
"Sevgi, sömürünün bittiği yerde başlar."
Paradoks: Teslim olmadan sevilmek istiyorsun. Bağlanmadan yakın kalmak istiyorsun. Çaresiz kalmadan yoğunluğu hissetmek istiyorsun. Bu imkansız denklemi çözmek için de bilinçaltın bu "vampirik" ama "güvenli" sistemi icat etmiş.