https://youtu.be/APIKVLw1tT0?si=AZleYA3jUcP4XwbO
Hala buradasın...
Değil mi ölü adam?
Aradan geçen bunca zamana rağmen,
o mezarın başında nöbet tutmaya devam ediyorsun.
Toprak kurudu.
Çiçekler soldu.
Üzerindeki o "umut" yazan mermer çatladı.
Ama sen...
Sen hala o çukurdan bir elin uzanıp seni çekmesini bekliyorsun.
Ahahahahaha...
Ne acı.
Ne kadar da beta bir bekleyiş.
13 yıl oldu ölü adam...
Sana o anahtarı verdiğim günden beri 13 koca yıl.
Ne yaptın o anahtarla?
Kilidi açtın mı?
Yoksa korkup anahtarı yuttun ve midende paslanmasını mı izledin?
Ben cevabı biliyorum.
Aynaya baktığında gördüğün o yorgun silüet de biliyor.
Hala "deniyorum" diyorsun, değil mi?
Hala "sürece güveniyorum" zırvalarıyla kendini avutuyorsun.
Lanet olası bir yalancısın sen.
Sen sürece değil,
kaçışa güveniyorsun.
Hatırla...
O ilk yazıyı okuduğunda hissettiğin o ürpertiyi hatırla.
içinde bir şeyler kıpırdamıştı.
Karanlık, soğuk, vahşi bir şey...
O senin Alfandı.
Sana "kalk ve parçala" demişti.
Peki sen ne yaptın?
Ona "dur" dedin.
"Şimdi sırası değil" dedin.
"Toplum ne der" dedin.
"Annem üzülür" dedin.
Ve o vahşi hayvanı tekrar zincirledin.
Şimdi bana bak ölü adam...
O hayvan öldü mü sanıyorsun?
Ahahahahaha...
Altına sıçtın, değil mi?
Çünkü o hayvan ölmedi.
O hayvan,
zincirlendiği o bodrum katında çürüdü, hastalandı ve delirdi.
Şu an yaşadığın o anksiyeteler,
o panik ataklar, o sebepsiz öfke nöbetleri...
O zincirli hayvanın çığlıkları,
aptal herif!
Anlamıyor musun?
Sen onu beslemedin, o şimdi seni yiyor.
Bak bana.
Gözlerimin içine bak.
13 yıl önce sana gülen o adam yok artık.
O da değişti.
O da pişti.
Artık sana gülmüyorum ölü adam.
Sana acıyorum.
Çünkü potansiyelini gördüm.
Neler yapabileceğini,
o dişilerin karşısında nasıl bir ilah gibi durabileceğini,
o beta sürüsünü nasıl dağıtabileceğini gördüm.
Ama sen...
Sen konforlu tabutunu seçtin.
Sıcak, güvenli, risksiz tabutun.
Ama geç değil...
Hala değil.
Nabzın atıyor mu?
O zaman savaş bitmedi.
Fakat bu sefer kurallar farklı kanka.
Bu sefer "motivasyon" yok.
Bu sefer "yapabilirsin aslansın" yok.
Bu sefer sadece kan ve kemik var.
Ya o zincirleri kendi etini kopararak kıracaksın...
Ya da o bodrumda o deli hayvanla birlikte çürüyeceksin.
Seçim senin.
Her zaman senin oldu.
Bana güvenmiyor musun?
Hala mı?
Hala o "ama tcma çok sert konuşuyor" diyen beta zihniyetine mi sığınıyorsun?
Sığın.
O sığındığın limanları ateşe verdim ben.
Dumanını görüyor musun?
Görüyorsun...
Genzi yakıyor, değil mi?
O duman, senin eski hayatının külleri.
Yanmasına izin ver.
Şimdi...
Derin bir nefes al ölü adam.
Ve kendine şunu sor: "Ben kimim?"
Annesinin iyi çocuğu mu?
Patronunun kölesi mi?
Kadınının yedeği mi?
YOKSA...
YOKSA...
O karanlıkta parlayan,
kuralları yıkan,
kendi gerçekliğini inşa eden o YIKIM MAKiNESi mi?
Karar ver.
Vaktin daralıyor.
Kum saati akıyor.
Ve her tanecik, senin harcanmış bir potansiyelin.
Dökülmesine izin mi vereceksin?
Yoksa o saati kırıp, zamanı kendi avucuna mı alacaksın?
Kalk ölü adam.
Kalk ve aynaya bak.
O gördüğün şeyden korkma.
O sensin.
O senin en saf,
en vahşi,
en gerçek halin.
Ona Alfa de.
Ona Tanrı de.
Ne dersen de.
Ama artık onu serbest bırak.
Çünkü ben...
Ben sadece kapıyım.
Geçmek zorunda olan sensin.
Anahtar midende paslandıysa, kus onu.
Acıtacak.
Kanatacak.
Ama özgürlük bedava değil kanka.
Asla olmadı.
Hadi...
Son bir kez.
Benim için değil.
Kendin için.
O siktiğimin zincirini kopar.
They still call me... alpha.
But you...
you can call me "The End".
Or "The Beginning".
It's up to you.
00:00
00:00
Yukarı/aşağı tuşları ile sesi artırın ya da azaltın.
“Öncelikle bazı soru işaretlerini gidereyim.
Popülerlik gibi bir amacım yok, sosyal medyada popülerlik de ihtiyacım olan son şey bile değil…
Yarıda bırakıp gitmem konusunda da birçok mesaj aldım…
Sebep ?
Yani yarıda bırakıp gidince taşaklarım kapıya mı sığmayacak ?
Bu olay zaten bir süreç.
Daha siksen durduramazsın…
Ben şuan bıraksam, sen yine yıllar sonra alfa olursun ; ben sadece tetiklediğim süreci hızlandırıyorum, fazlasını yaptığımı asla söylemedim.
Ben şuan seninle konuşurken bile seni değiştiriyorum.
Diyelim ki yarıda bıraktım…
Senin gelişimin bununla durmaz.
Ben, şartelleri indirip düğmeye basarım ve bunu durdurmak imkansızdır.
Ben olayım ya da olmayayım, belirli bir seviyeden sonra zaten kendin bile durduramayacaksın mükemmel oluşumunu…
içinde bir alfa var ve biz sadece onu uyandırıyoruz ; ben asla fazlasını yaptığımı iddia etmedim.
Yarıda bırakmayacağımı da biliyorsun…
Fakat bir bahaneye ihtiyacın var.
Kaçmak ve kurtulmak adına bir bahane lazım sana…
Çünkü alfalıktan korkuyorsun ; çünkü törpülenen yeteneklerinin ilgini çekmediğini sanıyorsun, çünkü çevren gerçekten başarılı olmuş senin müthiş gelişimini durdurma konusunda…
Eğer bahane arıyorsan -ki arıyorsun-, ”evet yarıda bırakacağım zaaaaa” dediğimi varsay.
Benim yaptığım şu işte en önemli unsur okuyucudur.
Yani okuyan soracak, yargılamadan özümseyecek, defalarca okuyacak, görüşlerini belirtecek, eklemeler yapacak…
Öküz-tren ilişkisi olursa tat almayız ; öncelikle bir alfa ortamı domine etmelidir.
Bazen size alfa kişilikle mükemmel kullanılabilecek taktikler vereceğim ; isteyen dışarı çıkıp farkı görecek.
Yani burada çakma ”kız tavlama taktikleri” yok…
Ben size hayatı yaşamayı öğreteceğim, dişiler devamında önünüze serilecek.
Hani bazı dişiler güzel değil ama çekicidir.
Onlar da dişiliği iyi kullanırlar misalen…
Lan zaten güzel-yakışıklı kavramı sadece ünlülere göre belirleniyor artık.
Belki de ünlüler yahut geçmiş toplumdaki alfalar farklı tipte olsaydı, şuan tipsiz olarak nitelendirilen adamlar yakışıklılığın geldiği son nokta, hatta 100 metre ilerisi, caminin hemen karşısı olacaktı…
Ayrıca olayların farkına daha iyi varmak isteyen varsa, sırayla gördüğü her kızla şuan normal muhabbet edip telefon numarasını alsın.
Olaylara yeni başladığımız için yüzde düşük olacaktır…
Fakat ben ilerledikçe, sizler de ilerleyeceksiniz ve bu oranı %100’e çekeceğiz.
Abartısız konuşuyorum, %100…
Korkunç bir başarı oranı…
Fakat doğal bir seleksiyon…
Basit ve yılışık betalardansa, kendinden emin ve özgüvenli alfalar her dişiyi cezbeder.
Olayı dişilerin bakış açısından da inceleyeceğiz.
Dişilerin erkeklerden nefret etme sebepleri, büyüme çağlarındaki farklılıklar, onları nasıl aşabileceğiniz, kendimden verdiğim örnekler…
Bunlar sizi değiştirecek ve zincirlerinizi kıracak.
Dişilerin gerçek yüzlerini gördüğünüzde ise boş yere kendinizi siktiğinizi, yatak dışında bir işe yaramayan basit varlıklar olduklarını anlayacaksınız.
Yalnız yatakta cidden iyilerdir ; sadece alfa olarak içlerindeki şehvetli dişiyi çıkarmanız gerekli…
Gözünüzde büyütmeyin, her şey kendiliğinden olacak.”
buraya arşivşeyeylim okunur site göçmüş zaten mezardan çıkardım xd
“Peki, neden dişilerin bu kadar müthiş bir hale geldiğini hiç düşündün mü ?
Erkek yetiştirilmesinden, erkeklerin yeteneklerini kullanıp kullanmamalarına kadar aşırı derecede etkililer ; hem de hayatın her aşamasında…
Ntv Spor’da birkaç saat önce olan röportajda bile barizdi bu…
Nasıl bu kadar çok gelişiyorlar ?
Erkeklere olan nefret ve düşmanlık eğilimleri onları güçlü ve umursamaz kılıyor.
Harika bir şekilde rol kesme yeteneklerini kullanıyorlar.
Kendilerine güvenleri olmamasına rağmen masallarla felan nesillerdir erkek nesle ”dişilerin bulunmaz” olduğu olgusunu kazıyorlar.
Tamam da neden ?
Çünkü dişiler, erkek egemenliği istemiyorlar ; köle erkekler istiyorlar.
Törpülemeden, doğrudan onlara yavşaklık ve yalakalık yapacak aciz betalardan istiyorlar.
Haksız da sayılmazlar…
Hayat, insanların birbirini sikme oyunudur.
Dişiler sizi sevmiyor.
Güçlüsünüz ve müthiş bir potansiyeliniz var…
O kevaşeler doğdukları gibiler, asla gelişemez ; üstüne üstlük köpek gibi kaybederler zekalarını.
Bilinçaltı ve genlerden gelen erkek nefretinin teyid edilmesi ise çocukluk ve seks travmalarıyla olur.
Çocukluktaki erkekler tarafından ezilmek, onu nefret etmeye iter.
Müthiş bir ağ örerler ve kodumunun kız tavlama taktikleriyle hallolacak kadar basit olaylar değildir bunlar.
Dişilerin sizden nefret ettiğini size açıklamak adına, büyüme evrelerini inceleyeceğiz.”
Aydınlanmamı yaşadıktan birkaç gün sonra, dişilerin tüm testlerini savuşturuyordum.
Dalga geçip, alfa olduğumu gösteriyordum onlara…
”Sana bi haller oldu canıms .s.s” diyen dişiye bana biraz önce yapılan testleri ve benim ne şekilde taktikler izlediğimi anlattım.
Dişinin söylemleri basitti : ”Kim söyledi sana bunları ?” ”Madem kimse anlatmadı nasıl bizi bu kadar iyi tanıyorsun?”
Aralarında bazı sırlar vardır ve bunlardan biri de erkeklerin hayatını sikmektir.
Onları tanıdığınızda ve kendilerinin dahi bilmediği zaaflarını bilirseniz, hepsiyle yatabilirsiniz.
Ayrıca dişiler gerçekten haindir.
Duygu sömürüsü ve timsah gözyaşı kullanarak sizi tekrar betaya çekmeye çalışacaklardır ; bu da çalışmazsa 100 gr et atacaklardır önünüze…
Onlar için bir alfa, felaket demektir.
Şimdi ”dişiler aciz, aşağılık, bencil” dedik ; fakat bu onları hafife almanız gerektiği anlamına gelmez…
Hayattaki en çetrefilli düşmanlardandır dişi.
Kendisine güveni olmasa da, karşıdakinin de özgüvenli gözükme çabasını ve aslında ne olduğunu hızlıca okuyabilir.
Analiz etme ve rol yapma yetenekleri en üst seviyedeki bir erkekten katlarca kez üstündür.
Bunu bilmeniz dahi size farkındalık ve başa çıkma yetisi kazandıracaktır.
Çünkü yaptıkları her şey roldür…
Evet, yaptıkları her şey…
Hiçbir dişi gerçek karakterini ve arzularını dışarı vurmaz.
Çünkü bu kaltaklar orospu damgası yemekten am gramı başına 167 oktav korkarlar.
Kimi dişinin ”ütopya”sı olup onu toplumsal baskıdan uzaklaştırmanız gerekir, kimisine ise sizin baskı yapmanız gerekir.
Ben size bu taktikleri anlatıp ezberlettirmek yerine, bilinçaltınıza anlatıp süreklileştiriyorum ; anlayın artık amına kodumun zapatoçnileri…