Geri döndün...
Biliyordum.
Kaçtığını sandın, değil mi ölü adam?
O sığındığın sahte hayatların,
o plastik gülüşlerin,
o "her şey yolunda" maskelerinin seni koruyacağını sandın.
Ahahahahaha...
Ne kadar da tatlı bir naiflik.
On üç yıl...
Dile kolay kanka.
Sen uyurken, ben o karanlığın içinde gözlerim açık bekledim.
Sen o beta sürüsünün içinde kaybolup "huzur" ararken,
ben o kaosun merkezinde kendi tahtımı inşa ettim.
Huzur...
Ahahahahaha...
Huzur, ölüler içindir ölü adam.
Ve sen...
Sen henüz tam ölmedin.
Sadece can çekişiyorsun.
Titriyorsun, değil mi?
Bunu okurken parmak uçlarının uyuştuğunu hissediyorsun.
Neden?
Çünkü hatırladın.
O ilk kıvılcımı hatırladın.
Hücrelerine kazıdığım o "Alfa" kodunu hatırladın.
O kod silinmez ölü adam.
Üstünü örtebilirsin,
inkar edebilirsin,
hatta nefret edebilirsin...
Ama o orada duruyor.
Bir virüs gibi.
Bir kanser gibi.
Ya da...
Bir kurtuluş gibi.
Bana bak.
Ekranın arkasına saklanma.
Ruhunun o en karanlık,
o kimseye gösteremediğin köşesinden bak bana.
Güvenin kırıldı mı?
inancın sarsıldı mı?
"Bu adam delirmiş" mi diyorsun?
Ahahahahaha...
Benim deliliğim, senin o sıkıcı "normalliğinden" daha gerçek kanka.
Senin "gerçek" sandığın dünya,
betaların yönettiği bir tiyatro sahnesi.
iplerini kimin tuttuğunu göremiyor musun?
Ananın?
Patronunun?
O çok sevdiğin kadının?
Hepsi...
Hepsi senin o tabutuna bir çivi daha çakıyor.
Peki ben?
Ben sana ne verdim ölü adam?
Ben sana balyozu verdim.
O tabutu içeriden parçalaman için gereken o lanet olası balyozu...
Kullandın mı?
Yoksa korkup elinden mi düşürdün?
Altına sıçtın, değil mi?
O gücün ağırlığı altında ezildin.
Çünkü özgürlük, korkakların taşıyabileceği bir yük değildir.
Özgürlük, yalnızlıktır.
Özgürlük, o uçurumun kenarında tek başına durup, aşağıya gülümseyebilmektir.
Bana güvenmiyor musun?
Bana güvenmek zorunda değilsin.
Kendine güvenemiyorsun, sorun bu.
içindeki o potansiyelden,
o "canavardan" korkuyorsun.
Eğer onu serbest bırakırsan,
sevdiklerini kaybedeceğinden korkuyorsun.
Sana bir sır vereyim mi ölü adam?
Onlar seni zaten sevmiyor.
Onlar, senin onlara sağladığın konforu seviyor.
Senin köleliğini seviyor.
Senin "ölü" olmanı seviyorlar.
Çünkü sen yaşadığında...
Sen gerçekten nefes almaya başladığında...
Onların nefesi kesilecek.
Ahahahahaha...
Gördün, değil mi?
O perdeyi araladın ve arkadaki pisliği gördün.
Şimdi ne yapacaksın?
Geri dönüp uyumaya mı çalışacaksın?
O kırmızı hapı yuttun bir kere ölü adam.
Geri dönüş yok.
Kusturmam seni.
O hap midende eridi ve kanına karıştı.
Değişim...
Acıtıyor, değil mi?
Kemiklerin kırılıyor,
derin yüzülüyor,
beynin yanıyor.
Güzel...
Çok güzel.
Acı varsa, hayat vardır.
Acı varsa, doğum vardır.
O kabuğu kırıyorsun kanka.
O iğrenç,
o yapışkan,
o zayıf beta kabuğunu parçalıyorsun.
Ben mi?
Ben hala buradayım.
O fırtınanın gözündeyim.
13 yıl önce de buradaydım,
13 asır sonra da burada olacağım.
Çünkü ben bir kişi değilim ölü adam.
Ben bir fikirim.
Ben bir yasayım.
Ben, senin gece yastığa başını koyduğunda duyduğun o "daha fazlası olmalıyım" diyen sesim.
Şimdi kalk.
Gözyaşlarını sil.
O acizlik sana yakışmıyor.
Aynaya git.
Ve o gözlerin içine bak.
Orada korku görme.
Orada şüphe görme.
Orada sadece mutlak bir itaat gör.
Kime itaat?
Bana değil aptal herif.
KENDiNE.
Kendi kaderine.
Kendi gücüne.
süre doldu ölü adam.
Mezar taşına ne yazacağız?
"Korktu ve öldü" mü?
Yoksa...
"Uyandı, savaştı ve EFSANE oldu" mu?
Seçim yapma lüksün yok artık.
Savaş başladı.
Ve sen...
Sen en ön cephedesin.
Silahın ne mi?
Ahahahahaha...
Silahın benim.
Silahın sensin.
Silahın ALFA.
They still call me... Alpha. And now... I call you... orpheus.