• bugün (0)
  1. zayıflıklarım, hastalıklarım, arızalarım…
    bunları ne zaman inkâr ettim de kamufle etmeye çalıştım?

    farkında olmadığım bir tarafım olabilir.
    hatta senin görüp benim görmediğim bir yerim de olabilir.
    zaten tam olarak bunun için “bir şey görüyorsan söyle” demedim mi?

    bugün biraz düşündüm.
    seninle henüz takılmaya devam ederken, sözlükte küfürlü yazdığını gördüğümde gelip
    “ettiğin küfürleri gördüm, haberin olsun” gibi yukarıdan bir cümle kuracağıma
    “hayırdır, bana neden sövüyorsun?” diye sormam gerekirdi.

    ortaya çıkıp masal anlatan biri değilim.
    senin sitende yazmamamın sebebi de bu:
    seninle görüştüğümüzü bilen insanlar var,
    sen düşünmesen bile ben ismini ifşa etmek istemedim.

    inci’de yazdığım şey de buydu zaten.
    isim yok, etiket yok, ifşa yok.
    sadece yaşanan bir durum.

    yazıyı bırakayım:

    " Bir süre önce başımdan geçen bir şey var.

    Başlık altından biriyle tanıştım. Muhabbet online’dan taştı, buluştuk, sohbet ettik; vakit geçirmekten keyif aldığım biriydi. Niyetinden hiç şüphe duymadım, sahici bir iyilik hâli vardı. Hatta bana göre gayet sağlam biriydi; ayrıntıları burada tek tek sayamam ama en basitinden, irade konusunda benden çok daha derli toplu duruyordu.

    Ben de o dönem bazı tetiklenmeler yaşıyordum. Kendimi toparlamaya odaklanıyordum ama ortada travma çorbası gibi bir kişilik yapısı varken bunu bir seferde aşmak kolay olmuyor. Ufak adımlarla ilerlemek bana daha mantıklı geliyordu. Temel şeyleri yapmak, tembelliği kırmak gibi… Bunları kendisine anlatıyordum.

    Sonra akşam sözlüğe giriyorum: Anlattığım örneklerden dem vurup isim vermeden laf sokmuş. Yan yana vakit geçirirken denemelerim patlıyor; verdiği tepkiler “istemiyorsun, istesen yaparsın” çizgisinde takılıyor. Liste uzuyor.

    Ama en başta söylediğim şey değişmiyor: Kötü niyetli değildi. Sadece yaklaşım tarzı bende yanlış yerlere dokunuyordu. Yardım edeyim derken iyi niyeti ters tepki yaratmıştı. Ben de orada mesafe koydum.

    Bunu niye anlatıyorum?
    Çünkü bir “birlik” duygusu gerçek olacaksa, insanlar birbirini anlayan bir yerden yaklaşmak zorunda. iyi niyet tek başına bir şey taşımıyor; yanlış temas güzel bir şeyi bile çürütüyor. Yoksa burada kurulan şey birlik değil, sadece kavga, laf sokma ve dağılmış ilişkiler yığını olur.

    Hayata verdiğimiz tavır, hayattan geri dönen sesi belirler. "

    sonra ne oldu?
    o yazıyı okuyup iyice zıvanadan çıktın.
    normal sözlük iletişimimiz devam ederken,
    ilk entryme anama söverek cevap verdin.

    kimseyi kötülemedim.
    adını bile yazmadım.
    whatsapp’ta bahsettiğin çocuğu ara sor:
    hakkında iftira mı atmışım,
    kötülemiş miyim,
    yoksa olanı mı anlatmışım.

    yardım isteyen birinin anlattıklarını
    meze yap,
    taşak geç,
    söv.
    sonra o adam bunu anlattığında suçlu ilan et.

    garip bir adalet.

    mesele küfür de değil bu arada.
    küfüre alınacak biri değilim.
    kardeş gibi gördüm seni lan.
    karşıma geçip hastalıklı yanlarımı yüzüme vursan,
    teşekkür ederdim.

    “bunlar yanlış, doğrusu bu” desen,
    yine teşekkür ederdim.
    elimden geleni yapardım.

    ama seçilen yol bu oldu.

    şu anda bile çıkıp
    “işin özü şu, sende de şu boktanlıklar var, çözmen lazım” desen,
    özür de dilerim,
    teşekkür de ederim.

    çünkü derdim haklı çıkmak değil
    var olduğunu söylediğin hastalıklarımı görmek istiyorum.
    hastalıklarımı saklamaya çalışmıyorum

    sadece anlamaya ve çözmeye çalışıyorum;
    seni de,
    kendimi de.

    selametle.
    tümünü göster
   tümünü göster