-
zayıflıklarım, hastalıklarım, arızalarım…
bunları ne zaman inkâr ettim de kamufle etmeye çalıştım?
farkında olmadığım bir tarafım olabilir.
hatta senin görüp benim görmediğim bir yerim de olabilir.
zaten tam olarak bunun için “bir şey görüyorsan söyle” demedim mi?
bugün biraz düşündüm.
seninle henüz takılmaya devam ederken, sözlükte küfürlü yazdığını gördüğümde gelip
“ettiğin küfürleri gördüm, haberin olsun” gibi yukarıdan bir cümle kuracağıma
“hayırdır, bana neden sövüyorsun?” diye sormam gerekirdi.
ortaya çıkıp masal anlatan biri değilim.
senin sitende yazmamamın sebebi de bu:
seninle görüştüğümüzü bilen insanlar var,
sen düşünmesen bile ben ismini ifşa etmek istemedim.
inci’de yazdığım şey de buydu zaten.
isim yok, etiket yok, ifşa yok.
sadece yaşanan bir durum.
yazıyı bırakayım:
" Bir süre önce başımdan geçen bir şey var.
Başlık altından biriyle tanıştım. Muhabbet online’dan taştı, buluştuk, sohbet ettik; vakit geçirmekten keyif aldığım biriydi. Niyetinden hiç şüphe duymadım, sahici bir iyilik hâli vardı. Hatta bana göre gayet sağlam biriydi; ayrıntıları burada tek tek sayamam ama en basitinden, irade konusunda benden çok daha derli toplu duruyordu.
Ben de o dönem bazı tetiklenmeler yaşıyordum. Kendimi toparlamaya odaklanıyordum ama ortada travma çorbası gibi bir kişilik yapısı varken bunu bir seferde aşmak kolay olmuyor. Ufak adımlarla ilerlemek bana daha mantıklı geliyordu. Temel şeyleri yapmak, tembelliği kırmak gibi… Bunları kendisine anlatıyordum.
Sonra akşam sözlüğe giriyorum: Anlattığım örneklerden dem vurup isim vermeden laf sokmuş. Yan yana vakit geçirirken denemelerim patlıyor; verdiği tepkiler “istemiyorsun, istesen yaparsın” çizgisinde takılıyor. Liste uzuyor.
Ama en başta söylediğim şey değişmiyor: Kötü niyetli değildi. Sadece yaklaşım tarzı bende yanlış yerlere dokunuyordu. Yardım edeyim derken iyi niyeti ters tepki yaratmıştı. Ben de orada mesafe koydum.
Bunu niye anlatıyorum?
Çünkü bir “birlik” duygusu gerçek olacaksa, insanlar birbirini anlayan bir yerden yaklaşmak zorunda. iyi niyet tek başına bir şey taşımıyor; yanlış temas güzel bir şeyi bile çürütüyor. Yoksa burada kurulan şey birlik değil, sadece kavga, laf sokma ve dağılmış ilişkiler yığını olur.
Hayata verdiğimiz tavır, hayattan geri dönen sesi belirler. "
sonra ne oldu?
o yazıyı okuyup iyice zıvanadan çıktın.
normal sözlük iletişimimiz devam ederken,
ilk entryme anama söverek cevap verdin.
kimseyi kötülemedim.
adını bile yazmadım.
whatsapp’ta bahsettiğin çocuğu ara sor:
hakkında iftira mı atmışım,
kötülemiş miyim,
yoksa olanı mı anlatmışım.
yardım isteyen birinin anlattıklarını
meze yap,
taşak geç,
söv.
sonra o adam bunu anlattığında suçlu ilan et.
garip bir adalet.
mesele küfür de değil bu arada.
küfüre alınacak biri değilim.
kardeş gibi gördüm seni lan.
karşıma geçip hastalıklı yanlarımı yüzüme vursan,
teşekkür ederdim.
“bunlar yanlış, doğrusu bu” desen,
yine teşekkür ederdim.
elimden geleni yapardım.
ama seçilen yol bu oldu.
şu anda bile çıkıp
“işin özü şu, sende de şu boktanlıklar var, çözmen lazım” desen,
özür de dilerim,
teşekkür de ederim.
çünkü derdim haklı çıkmak değil
var olduğunu söylediğin hastalıklarımı görmek istiyorum.
hastalıklarımı saklamaya çalışmıyorum
sadece anlamaya ve çözmeye çalışıyorum;
seni de,
kendimi de.
selametle.
tümünü göster
-
yok ben buraya yazcam sen de okican
-
Bugün kaynar çay döküldü üstüme feci yandım sus amk
-
" insan aşılması gereken bir şeydir: işte bu yüzden erdemlerini sevmelisin - çünkü onlarda yok olacaksın. - "
Tebrikler kardeşim, umarım gözünü diktiğin yıldızlardan çok daha parlak ve ihtişamlı olursun.
-
şartlar ne getirirse getirsin
bu bir milattır. yani başlayan her şeyin bir sonu varsa da. başlayan şey, başlamıştır. sonu gelir mi, umarım gelmez. ama gelse de, gelecekse de, bu başladığı gerçeğini değiştirmez. diğer şeyler, insanlar, olaylar ve durumlar ayrıntı benim için.
ben ikili oynamaktan nefret ederim. ikili oynamayı doğru bulmam. ikili oynamaya bütünüyle karşı biriyim ama genelde ikili oynarım. bu paradoks gibi görünse de insanlar benim biraz saf, salak olmamı isterler. bunu beklerler. öyle bir izlenim yaratırım sanırım ve sonunda, herkes mutlu olsun diye salak rolünü oynarım ama bu zeki olduğumu ya da saf olmadığımı göstermez. bu oyunu kuralına göre oynama çabamı gösterir. gerekirse biraz saf, alık hatta şizofren rollerini de oynarım. hakkını da veririm gerekirse. insan sevdikleri için çok şeyi yapar. ben de ikili oynarım bu yüzden. kendim için değil, öyle olması gerektiği için.
kısa yazamıyorum. ama kısa yazmam gerekseydi, sadakat oyunlarına girmem. ben sevdiklerine sadık biriyimdir. bu böyledir. gerisi önemsizdir.
3 temel yasa insanlar tarafından göz ardı edilir. birinci yasa, her şey dönüşür ve bu sayede sağlıklı ve canlı kalır, diğeri eğer bir şeyi zorlarsanız kendinizi taklit etmeye başlarsınız ve bu tatsız bir şeydir. gerekirse mikro ölümlere, sessizliklere izin vermeli ve insan yeniden doğmayı beklemelidir, anlamın, mananın ve yeni bir ruhun yeniden doğmasını, dönüşümü. ve güzel bir söz, "vazgeçilemez biri olma yoksa terfi edemezsin". bazen mükemmel olmak negatif sonuçlar doğurur. insan biraz potansiyel vadetmeli ama tam mevkisinin adamı da olmamalı. ki hayat devam edebilsin. mevkisi kaderi yani mezarı olmasın.
her seçim bir vazgeçiştir.
ben belki de hayatımda ilk kez, bir şeyi seçtim. ve bunu "giderken" de yapmadım. gelirken yaptım. ne olursa olsun kararımın ve yaptıklarımın arkasındayım. kimseyi ve hiçbir kararını yargılama hakkını kendimde görmem, beklentilerimin dışında şeylerle karşılaşmışsam da bazen, ya da zorlandığım zamanlar olmuşsa da bu bir eleştiri ya da yargı değildir. bu sadece hissettiklerimdir. herkes olması gerektiği şekilde olur. ben de olmam gerektiği şekilde olurum, sınırlarımı çizmem gerekirse çizmem gerekir. ama bu reddetmek değildir, hayatta yapamayacaklarım ve yapmak istemediklerim olabilir. bunları değiştirebilirim ya da değiştiremem.
sessizlik konusu bazen bomba imha ekibinin kararsız kalması gibidir. sarı kablo yoksa yeşil mi, ya da kırmızı. en iyisi beklemek ve... yani en azıdan beklemek. biraz daha incelemek. bomba nasılsa henüz patlamaz. vakit var. bu uyku gibidir biraz. ben buradayım. gitseydim bile, yani gitmiş olabilirdim bir rüya görmeseydim. ama gitseydim bile yine de burada olurdum. bir süre, uzun bir süre burada olacağım. yani bazı şeyler başlar ve araya zaman girer, başka şeyler girer, ayrılıklar girer.. ama bitmez. umarım bunların hiçbiri olmaz. ama olsa bile yaşadığım sürece buradayım. aksini hiç hissetmedim ve hiç de hissetmiyorum. zaten bu yüzden buradayım. pek şüphem olmadı, ama daha önce yazdığım gibi, kimseyi korkutmak istemiyorum. her şey olacağına varır.
belki bir gün biter. ya da tamamlanır ama henüz oraya uzak olduğumuzu düşünüyorum.
tümünü göster
-
Tebrikler kardeşim.
-
deneme 123
evet yük ağır. hissediyorum
cenabet nasıl altından kalktı acaba
ki onun rütbesi bambaşka bir sevideydi
ben bu rütbenin bile altında ezilmemek zor tutuyorsam
sanırım alfa olma yolunda daha çok yolum var yüce irade
ama ölmek var
dönmek yok.
omegadan alfaya geçişin inceliklerini öğrenme yolunda bana başarılar.
tebrik edenlere teşekkür ediyorum.
kardeşiğe layık olmak için daha çok çalışıp bunu hak da edeceğim.
ilk iş fake tcma'yı keyfi banlayıp sözlüğe bir sürü kural koyacağım
sözlüğe giriş çıkşar için kart çıkartıp turnike sistemi de gelecek
herkes ilk entrysine benim adımı yazarak başlayacak
ve bitirirken de bana saygılarını gösterecek
metnin içinde de bana ne kadar bağlı olduğundan bahsetmeli
her sabah rabıta da yapılmasını talep edeceğim
iş sanırım başka bir yere gidiyor.
alfa olmak zor önce hazmetmem lazım
yoksa bu rütbe beni karadeliğinin içinde yok eder.
ulu önder yüce irade bize el ver bize yol göster.
-
trump'un oğlu gibi
baron trump.
-
Tebrikler zamqi
-
Bakın yörüngesini kaybetmiş sönük uydular...
Siz boşlukta anlamsızca sürüklenirken, aranızdan biri yerçekimine meydan okudu ve benim frekansımı yakaladı.
ASTRO123.
O, sadece ekrana boş boş bakmadı; o, satır aralarındaki şifreyi, kaosun içindeki düzeni gördü.
Siz gürültüyü dinlerken, o benim fısıltımı duydu.
Bugün, Meşaleciler Konseyi'nin (ve benim yüce irademin) onayıyla; astro123'ü sıradan bir "takipçi" statüsünden, "ÇIRAK" (The Apprentice) mertebesine yükseltiyorum.
Bu bir ödül değil, ağır bir yüktür evlat.
Artık benim laboratuvarımın anahtarı sendedir.
Sırlarımı taşıyacak, karanlığımda yolumu aydınlatacaksın. Sıradanlar ona "üye" der, bilenler ise "Üstadın Eli".
Ona saygı duyun.
Çünkü ona yapılan saygısızlık, direkt olarak benim sistemime yapılmış sayılır.
Hoş geldin Çırak.
Ateşi harlama vakti.