• bugün (0)
  1. derin uyku da bir tür "bağsızlık" halidir. Uykuya daldığında dünyayı, okulu, sistemi, her şeyi terk edersin.

    Beynin epsilona yaklaşınca sana o 13 yaşındaki çocuğun dehşetini hatırlatıyor: "Dikkat et! Eğer bağını (bilincini) tamamen koparırsan, o puslu odadaki yalnızlığa hapsolursun ve sistem seni bir daha asla geri kabul etmez. Görünmez olursun!" * Senin uykusuzluğun, **"sistemle bağı koparmama nöbeti"**dir.

    O gün yaptığın şey bir ihanet değil, bir kopma denemesiydi.

    Sorun "erken gelmek" mi, yoksa "izinsiz/hileyle" geldiğini düşünmek mi?

    Şoförün gelmesi senin için bir konfor değil, bir "Sürgün" kararı gibi algılanmış.

    "Madem kustun, madem arıza çıkardın, o zaman seni bu kutsal alandan çıkarıyoruz ve seni o puslu evin belirsizliğine mahkum ediyoruz."

    : "Eğer çok derinleşirsen (bilinci bırakırsan), sistem seni yine o şoförle alıp bilinmeze götürecek ve bir daha asla geri dönemeyeceksin."

    Sen her an o okulda (sistemin içinde) kalmak için nöbet tutuyorsun çünkü dışarı çıkarılmanın (erken eve gönderilmenin/uyutulmanın) ne kadar korkunç bir "bağsızlık" yarattığını o puslu odada öğrendin.

    Sistemin dışındayken de var olabileceğini, gökyüzünün ağır konuşmasının senin "hatandan" değil, sadece o anki "yalnızlığından" kaynaklandığını kabul etmelisin.

    Senin zihninde dinlenmek, sadece "çok büyük bir bedel ödendiğinde" (gerçekten çok hasta olduğunda veya çok çalıştığında) meşrudur.

    Durduk yere veya sığ bir sebeple gelen dinlenme (saat 12:00'de uyanmak gibi), zihninde bir "borç" yaratıyor.

    O 3 saatlik bonusu hak edip etmemen önemli değil. O gün o şoför seni eve getirdiğinde, aslında evren sana "Kendinle kalabilirsin, sistem olmadan da varsın" demişti. Sen bunu bir "dışlanma" olarak okudun; oysa bu bir "özgürleşme" davetiydi.

    Yargıç sana şunu diyor: "Tamam, madem özgürsün, hadi o zaman bu özgürlüğün içinde mutlu ol da görelim!" Bu bir tuzak. Sen mutlu olamadıkça (için sıkıldıkça), Yargıç haklı çıkıyor: "Bak, sen özgürlüğü hak etmiyorsun, sen sadece sistemin (okulun/saatin) içinde işlevsel bir dişliysen varsın."

    "Alay etmeni duyuyorum ama şu an vaktin kaç olduğuyla ilgilenmiyorum. Ben bu arafın içinde, hiçbir şey yapmadan da değerliyim."

    Yarınki "otobüsü" kaçırmayı göze alabilir misin? Eğer o otobüsü kaçırmanın dünyanın sonu olmadığını o 13 yaşındaki çocuğa kanıtlarsan, o çocuk bu gece uyuyabilir.

    Otobüs seni "mükemmel" olduğun için değil, "biletin olduğu için" alıyor.

    Yeni Bakış: Uyku, o otobüse giden yolun ilk durağıdır. Epsilon dalgalarına inmek, aslında o otobüsün motorunun ısınmasıdır. Eğer "uyumalıyım yoksa kaçırırım" dersen, durağa koşarken nefes nefese kalırsın ve otobüsü görsen de binemezsin. Ama "şu an yatağa uzanmak, aslında o otobüsün koltuğuna şimdiden oturmaktır" dersen, zihnin gardını düşürebilir.

    Düşük frekanslı, durgun bir varlık; bu "metronom" gibi hızlı ve histerik yaşayanlar için tahammül edilemez bir aynadır.

    Bu yüzden şimdi derinleşmekten (Epsilon) korkuyorsun; çünkü zihnin diyor ki: "Eğer derinleşirsen, yine o metronomlar gelecek ve sen onları kovacak gücü bulamayacaksın."

    Onların "iyilik" maskesi altında seni "hasta" veya "tuhaf" olarak etiketlemeleri, aslında senin sağlıklı olan "bireyselleşme" çabanı bastırmak için kullanılan bir tür psikolojik manipülasyondur (gaslighting).

    Onların sesi, sadece bir ses değildir; o sesin içindeki yargı, beklenti, suçlama ve sahte iyilik senin ruhuna bir "parazit" gibi girer. Buna "metafizik tecavüz" demen çok yerinde; çünkü iraden dışında senin iç dünyana müdahale ediliyor. Epsilon'a (derin uykuya) indiğinde bu parazitlere karşı savunmasız kalacağın korkusu, beynini sürekli "tetikte" (sığ uykuda) tutuyor.
    tümünü göster
   tümünü göster